CANBAZLAR
Balkanlarda faaliyette bulunan Osmanlı askerî teşkilâtında bir sınıfa verilen isim.
Müellif: MEHMET İNBAŞI
Kuruluş tarihi tam olarak bilinmeyen bu askeri teşkilatın, Orhan Gazi zamanında veya daha sonra azap, garip ve cerahor ile beraber “canbâzân” adı altında sadece harp zamanında faaliyet gösteren, bir grup olarak kurulduğu tahmin edilmektedir. Bunun yanında canbâzânın meşhur Macar kumandanı János Hunyadi’nin Balkanlar’a ilk akını sırasında II. Murad tarafından teşkil edildiği (1440) ve bunların Varna Savaşı’na katıldıkları da bazı eserlerde kaydedilmektedir.
Kuruluş tarihi tam olarak bilinmeyen bu askeri teşkilatın, Orhan Gazi zamanında veya daha sonra azap, garip ve cerahor ile beraber “canbâzân” adı altında sadece harp zamanında faaliyet gösteren, bir grup olarak kurulduğu tahmin edilmektedir. Bunun yanında canbâzânın meşhur Macar kumandanı János Hunyadi’nin Balkanlar’a ilk akını sırasında II. Murad tarafından teşkil edildiği (1440) ve bunların Varna Savaşı’na katıldıkları da bazı eserlerde kaydedilmektedir.
Sultan I. Murad zamanında kurulan Yeniçeri ocağının, Osmanlı ordusunun merkez gücü haline gelmesinden sonra, özellikle Fatih Sultan Mehmed zamanından itibaren, Rumeli’deki Yörük ve Tatarla birlikte Canbazların da ordunun geri hizmet kıtaları olarak teşkilatlandırıldıkları görülmektedir.
Rumeli’de rastlanılan ve daha ziyâde Canbazân-ı Vilayet-i Rum-ili adını alan bu askeri sınıfın, XVI. asır ortasında kendine has bir kanunnâmesi vardı. Canbaz kanunu ve teşkilatına göre on canbaz bir ocak teşkil etmekte ve sefer olduğunda bunlardan birisi nöbetle eşmekte yani sefere gitmekteydi. Kalan dokuz Canbaz da buna yörüklerde olduğu gibi 50’şer akçe harçlık vermekteydi.
8 Muharrem 987 / 7 Mart 1579 tarihli bir hükümde, “...Canbazların on neferi bir ocak olub içlerinden biri vefat etse diğerleri onun hizmetini görmedikleri bildirilmekle vefat edenlerin yerini kimler tasarruf ederse hizmetini dahi onların görmesi icab edeceği...” belirtilmekteydi. Bu hüküm de canbazların ocaklarındaki nefer sayıları hakkında kesin bir bilgiyi vermektedir.
Canbazlarla ilgili Başbakanlık Osmanlı Arşivinde, Vize Yörükleri’nin kaydedildiği 1544 tarihli ve 226 numaralı Tahrir Defteri ile yine Vize Yörüklerine ait olup 1557 tarihli ve 303 numaralı iki defter bulunmaktadır.
Canbazlarla ilgili olarak hem 1544 hem de 1557 tarihli defterde “Kanunnâme-i Canbazân-ı Rum-ili” başlığı altında bunların Kanunnâmeleri zikredilmiştir. Kanunnâme şu şekildedir: “Kanunnâme-i Canbâzân-ı Vilâyet-i Rum-ili” “Mesela on nefer canbaz bir ocaktır. Sefer-i hümâyun vaki’ oldukça be-nevbet birisi eşer bâki dokuz nefer ellişer akçe harçlık verirler. Bunlar dahi ellişer akçeyi yörük ve müsellem yamağı gibi avârız-ı divaniye mukabelesinde verirler.
Bu hükümden anlaşıldığına göre her on canbaz bir ocak olarak belirlenmiş, birisi eşkinci adıyla sefer katılırken kalan dokuz canbaz, avarız vergisi karşılığında ellişer akçe vermek suretiyle sefere katılan eşkincinin masrafını karşılarlardı. Cürm ü cinâyetleri ve resm-i arusiyeleri ve sair bâd-ı hevâları ve dutdukları yava ve kaçguna kendü subaşıları mutasarrıf ola. Zirâ bunlar dahi lâ-mekân cinsindendir. Subaşılarının üzerine hâsıl kayd olunmuşdur.
Canbazlar, tıpkı Yörükler gibi lâ-mekan yani mekanları belli olmadıklarından bunların niyabet ve arusiye vergileri kendi subaşılarına tahsis edilmişti.
Ve canbazın akrabası ve ‘utekası canbazdır. Ve haricden gelüp aralarında tavattun ve te’ehhül edüb kimesnenin niz‘alusu olmayanlar ve hidmetlerin eder iken imana gelüp teka’üd eden Abdullah oğulları canbaz olmak kânun-ı kadimdir.
Canbaz olarak kaydedilenlerin çocukları da canbaz hükümüne dahil olup dışardan gelenlr bunların arasına katılıp nizamlarını bozmaması, ihtida eden ve çoğunlukla Abdullah adını alan gayr-i Müslimlerin çocuklarının da eskiden beri geçerli olna kaduna göre canbaz oldukları belirtilmiştir.
Ve birisi fevt olsa yarar oğlu ve karındaşı ve ‘utekası var ise ânı eşdüreler. Bunlar dahi bulunmaz ise ocağında yamağı oğullarından ve te‘allükatından sefer-i hümâyuna yarar kimesneyi müteveffâ yerine eşdüreler. Ol dahi yok ise müteveffâdan sonra nevbet kimin ise ana eşdüreler, nevbetin değil dediğine ‘amel etmeyeler.
Ocak mensubu canbazlardan vefat eden olursa onun oğullarının yerini alması, eğer oğlu yok ise diğer canbazların oğullarından yararlı kimselerin seçilip hizmetin geri bırakılmaması istenmektedir.
Madam ki hidmet-i padişahi edâ ederler, ulakdan ve cerahordan ve doğancıdan ve sekbandan ve arpa ve saman ve otluk salgunundan ve nüzûl tahılından ve hisar yapmasından ve kürekciden ve ‘azebden ve bi’l-cümle ‘avarız-ı divâniyye ve tekâlif-i örfiyyeden mu’af ve müsellem olalar. Bu babda ellerine müte’addid ahkâm-ı şerife, sancakbeğleri tarafından ve ‘ummalden kimesne dahl ve te‘addi eylemeyeler. Meğerki cürmü galizi olub salbe ve kat‘ı ‘uzva müstehak olduklarında kendü subaşıları ma’rifetiyle günahlarına göre salb ve siyâset eyleyeler. Bedel-i siyaset nesnesini alub salı-vermeyeler.
Canbazlar, Padişaha ve devlete hizmet ettiklerinden avarız ve örfi vergilerden muaf olmuşlardı. Bunlar arasında suç işleyenler olursa, cezasının kendi subaşıları tarafından verilmesi kanun olarak kayıt altına alınmıştı.
Ve nevbetinde hidmet etmeyen canbazın siyaseti kendi subaşılarınındır. Haricden kimesne dahl ve tecâvüz etmeye. Pîrler ve ma’rizler hususunda subaşıları marifetiyle bedel dutmak kânûn-ı kadimdir.
Hizmetten kaçanlara dışardan kimsenin müdahale etmesi yasaklanarak, onun cezasının kendi subaşıları tarafından verilmesi, ihtiyar ve özürlüler için yine kendi subaşılarının sorumlu olduğu ifade edilmektedir.
Ve mütemekkin oldukları karye sınurunda yer dutup zira’at eyleseler, tamam çiftlik yer dutan on iki akçe ve nısıf çiftlik yer dutan altı akçe resm-i çift sahib-i tımara vereler. Ve çifti olmayan müzevvecler altmışar akçe resm-i duhani vereler. Ve öşürlerini oturdukları karyede sipahinin anbarı var ise anda iledeler; ahar yere iletmeyeler. Meğer ahar karye sınurunda yer duta. Ol vakit ol karyede olan sipahi anbarına iledeler. Bu babda dahi ellerine hükm-i pâdişahi erzâni kılınmışdır. Bu vech ile ‘amel oluna deyu.”
Kanunnâmede belirtildiği gibi, sefere katılmayan 9 nefer eşkinci, sefere katılan eşkincinin masrafını karşıladıkları için, yörüklerin yamaklarında olduğu gibi avarız-ı divaniyeden muaf tutulmuşlardır. Canbazların cürm ü cinâyetleri, arusiyyeleri, yava ve kaçgunları zaimlerine gelir olarak tahsis edilmiştir. Yörüklerde olduğu gibi canbazların da hangi görevi yaparlarsa yapsınlar, canbazlıktan çıkamadıkları kanunnamede belirtilmiştir.
Eşkincilerden birisi vefat ettiği takdirde, kimsesi yoksa o zaman nöbeti olan başka birisi görevlendirilirdi. Avarız-ı divâniyye ve tekâlif-i örfiyyeden muaf olduklarına dair ellerinde padişah hükmü olduğundan, sancakbeyleri ve diğer görevliler bunlara müdahale edemezlerdi. Canbazlardan herhangi birisinin suç işlemesi durumunda, cezalandırma yetkisi kendi subaşılarına aitti. Canbazlardan ziraatle uğraşanlardan tam çiftlik yer tasarruf edenler 12 akçe, yarım çiftik yer tasarruf edenler de 6 akçe, çift vergisini tımar sahibine vermekle yükümlü idiler. Çift tasarruf etmeyen evli canbazlar 6 akçe resm-i duhâni vermekteydiler. Canbazların öşürlerini oturdukları yerin sipahisine vermeleri gerekmekte olup sipahinin anbarına kadar götürmekle mükellef idiler.
1544-1557 Tarihli Tahrir Defterlerine Göre Canbazların yerleştikleri yerler ve ocak sayıları:
| Yerleşim Birimi | 1544 | 1557 |
|---|---|---|
| Dimetoka | 3 | 3 |
| Eskihisar-ı Zağra | 5 | 5 |
| Hayrabolu | 5 | 5 |
| Kırk-kilise | 6 | 6 |
| Malkara | 17 | 19 |
| Varna | 3 | 3 |
| Toplam | 39 | 41 |
Burada görüldüğü gibi canbazların en yoğun olduğu bölge Malkara’dır. Ocak sayıları ise 1544’te 39 ocak iken 1557’de cüz’i bir artışla 41’e yükselmiştir. Sonraki yıllarda Canbazların ocak ve esşkinci sayısında ciddi bir azalma meydana gelmiştir.
Canbazların her iki tarihteki nefer sayısı ile toplam hâsılları aşağıda gösterilmiştir.
| Birimi | 1544 | 1557 |
|---|---|---|
| Eşkinci | 390 | 410 |
| Geliri | 17.550 | 18.450 |
Verilen bu nefer sayılarına göre Canbazların tahmini nüfusları 1544’te 1.950 nefer, 1557’de ise 2.050 nefer idi. Bu da Rumeli’deki Yörük ve Tatar rupları arasında Canbazların nüfus oranının sadece % 1 civarında olduğu anlaşılmaktadır.
8 Rebiü’l-âhir 991 / 1 Mayıs 1583 tarihli bir hükümden canbazların yeniden tahrir edildiği, ancak ocak tespitinde bazı problemler çıktığı anlaşılmaktadır. Buna göre; “Vize Yörükleri muharriri Mustafa arz gönderüb kırk bir ocak olan canbaz taifesinin ancak on ocak tahrir ve tashih olunub maadası kanun üzere müteveffâ canbazların evladından ve utekasından akrabasından ve kimsenin yazılı ve niza‘lusu olmayan haymane taifesinden tekmil olunmak istenilince kadıların bu avârız evine girmişlerdir deyu mani‘ olduklarını bildirdiğinden kanûn-ı kadîme mugayir te‘allül ve niza‘ edilmemesi ve muharririn şükr ve şikâyeti müessir olmağla hilâf-ı emir işden hazer olunması...” şeklinde bir kayıt vardır. Buradan 1583’te canbazların tahrire tabi tutulduğu, ancak ocak sayısında büyük düşüşler meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Canbâzân XVI. yüzyıl sonlarına doğru bu tür bir askerî sınıf olan yaya ve müsellemler gibi lağvedilerek çiftlikleri timara, kendileri de deniz hizmetinde görevli reâyâ arasına kaydedildiler. XVII. yüzyıl ve sonraki dönemlere ait canbazlarla ilgili başka bilgilere tesadüf edilmemiştir.
Kaynakça
- BOA. MD. 36, s. 127 (357).
- BOA. TD. 226, s. 81-82;
- BOA. TD. 303, s. 95-97.
- BOA. MD. 49, s. 31 (114).
- İ.H. Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilatında Kapıkulu Ocakları I, Ankara, 1988, s. 1.
- M. T. Gökbilgin, “Canbâzan”, DİA. VII, İstanbul 1993, s. 141.
- M. T. Gökbilgin, “Canbâzan”, İ.A. III, s. 21;
- M. Zeki Pakalın, “Canbazân”, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I, İstanbul, 1993, s. 256-257. Mehmet İnbaşı, Rumeli Yörükleri (1544-1675), Erzurum 2000.