AYNAROZ
Yunanistan’ın Kuzeyinde Halkidikya Yarım Adasında bulunan bölge
Müellif: GALİP ÇAĞ
Aynaroz, Yunanistan’ın Kuzeydoğsundaki Halkidikia yarımadasının en doğusundaki, tamamen manastırlarla kaplı bölümüdür. Yunanca Agion Oros (Kutsal Dağ) olarak adlandırılan bu yarımada, Ortodoks Hıristiyanlığın en önemli manastır merkezlerinden biri olup, bin yılı aşkın süredir keşiş cemaatlerinin yaşadığı kutsal bir mekân olarak bilinir. Bölge hem dinî ritüellerin icra edildiği bir dinlenme alanı hem de Ortodoks dünyasında önemli bir kültürel ve tarihî merkez olmuştur.
Coğrafik olarak Aynaroz, Yunanistan’ın kuzeydoğusundaki Halkidiki yarımadasında, Ege Denizi’ne doğru uzanan dar ve uzun bir kara parçasını oluşturur. Bu yarımada kuzeydeki ana toprak parçasına dar bir boğazla bağlanmakta olup yaklaşık 40 km uzunluğunda ve 10 km genişliğindedir. Merkezî yükseltisi Athos Dağıdır; dağın zirvesi 1953 metreye kadar ulaşarak bölgenin en yüksek noktasıdır. Topoğrafya sarp yamaçlar, yoğun ormanlar ve denize dik inişlerle karakterizedir. Bölgenin doğal yapısı, tarih boyunca denizden yaklaşmayı zorlaştıran kayalık kıyılar ve iç kesimlerde yoğun bitki örtüsüyle çevrilidir. Bu fizikî özellik, yerleşimi sınırlı kılmış; aynı zamanda inziva arayan keşişler için ideal bir ortam sağlamıştır.
Aynaroz adı, Rumca Agion Oros/Kutsal Dağ ifadesinin Türkçeleşmiş biçimidir. Bu ad, yarımadanın dini kimliğini ve tarih boyunca süren kutsal statüsünü vurgular. Batı dillerinde de Athos Dağı ya da kutsal dağın çevirileriyle ifade edilmiştir: Almanca Der Heilige Berg, Fransızca La Montagne Sainte, İngilizce Mount Athos biçimlerinde kullanılır.
Antik çağlarda Aynaroz’da sürekli yerleşimin varlığına ilişkin kesin bilgiler bulunmamakla birlikte, Helenistik döneme ait bazı izler tespit edilmiştir. Bununla birlikte bölge, Bizans döneminde özellikle târik-i dünyâ (dünya işlerinden kaçan) keşişlerin inziva mekânı olarak öne çıkmıştır. Sarp ve ulaşılması zor topoğrafya, münzevî yaşamı teşvik etmiş; mağara ve kovuklar, erken dönem münzevilerinin yaşam alanı olmuştur.
X. yüzyıla gelindiğinde Aynaroz’un dini örgütlenmesi belirginleşmiş, Karyes adlı merkezde kilise ve idari binalar inşa edilmeye başlanmıştır. VIII–IX. yüzyıllarda buraya yoğun şekilde göçen keşiş cemaatleri organize olarak yaşamaya başlamış, bölgenin ünü Ortodoks dünyasında yayılmıştır.
963–969 döneminde Bizans İmparatoru Nikephoros Phokas, dostu rahip Athanasios aracılığıyla Lavra Manastırı’nı kurmuştur. Bu tarih, Aynaroz manastır hayatının kurumsallaşmasının başlangıcı olarak kabul edilir ve 1963’te kuruluşunun bininci yılı büyük törenlerle anılmıştır. Phokas’ın yeğeni İmparator Ioannis Tzimiskes tarafından 972 civarında tasdik edilen vakfiye (typikon) manastır düzeninin esaslarını oluşturmuş; bu belge, Aynaroz’un idari ve toplumsal hayatında anayasal bir nitelik kazanmıştır.
1045’te Lavra’da 300 keşişin yaşadığı bilinmektedir. Bundan kısa süre sonra 1046’da İmparator VII. Konstantinos Monomakos, Aynaroz’un ayrıcalıklı statüsünü pekiştirmiş ve Agion Oros unvanını ilk kez resmi biçimde kullanmıştır.
12.yüzyılda Eflak’tan gelen çobanların aileleri ve hayvanlarıyla Aynaroz’a girmesi patriğin müdahalesiyle engellenmiştir; bu durum avaton rolünü(kadınların ve dişi varlıkların Aynaroz’a giriş yasağı) doğrulayan dinsel kuralların erken dönemde dahi katı biçimde korunduğunu gösterir. Aynı yüzyılda Rus, Bulgar ve Sırp keşişler de bölgede manastırlar kurmuş; Sırplar tarafından vakfedilen Khilandar Manastırı buna örnektir.
XIII. yüzyılda IV. Haçlı Seferi’nin yol açtığı siyasi kargaşa sırasında Aynaroz da zorluklarla karşılaşmış, sonrasında II. Andronikos döneminde haklar genişletilerek İstanbul Patrikhânesi’ne bağlanmıştır; bu ilişki günümüzde hâlen sürmektedir. Bu yıllarda manastırlar, çevreyi savunmak için tahkim edilerek kulelerle güçlendirilmiştir.
1430’da Selanik’in Osmanlılar tarafından fethiyle Aynaroz Osmanlı idaresine girmiştir. Osmanlı sultanları, bölgenin farklı inançlara karşı gösterdiği hoşgörü ve dinsel müsamahanın bir parçası olarak Aynaroz’un özerk statüsünü tanımış ve zaman zaman yeni ayrıcalıklar da tanımışlardır. Fâtih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim gibi padişahlar döneminde manastırların vergi muafiyetleri ve diğer imtiyazları korunmuştur. Evliya Çelebi, 1667’de ziyaret ettiği Aynaroz’da rahiplerin zor koşullar altında yaşadığını belirtirken, dış müdahalelere karşı korunduklarını da vurgular.
XVIII. yüzyıl ortalarında Vatopedi Manastırı’na yakın bir akademi kurulmuş, ancak yenilikçi eğitim çabaları eski muhafazakâr kesimlerce engellenmiştir. Aynaroz Manastır Cumhuriyeti olarak adlandırılan idari sistem de bu dönemde yeniden canlandırılmıştır.
Yunan isyanı sırasında (1821–1830) yaklaşık 3000 Osmanlı askeri Aynaroz’da konuşlandırılmış, isyanın bastırılmasının ardından ise önceki idarî düzen yeniden tesis edilmiştir. 1953 yılında bölgeyi ziyaret eden araştırmacılara göre, manastırlarda yaşayan din adamları Osmanlı-Türk idaresinin Aynaroz tarihinde en huzurlu ve istikrarlı dönem olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.
XIX. yüzyılda Aynaroz’daki yabancı manastırlarda milliyetçilik hareketleri belirginlik kazanmıştır. Başlangıçta Yunan manastırlarının çoğunlukta olduğu yarımadada, Sırplara ait Khilandari ve Bulgarlara ait Zografu manastırlarına, 1875’te Rusların Pandeleimonos Manastırı da eklenmiş ve Ruslar yönetime katılma hakkı elde etmiştir. 1912 Balkan Savaşı sırasında Yunan ordusunun Aynaroz’a girmesiyle Osmanlı idaresi sona ermiş; ancak yarımada, özerk statüsünü Yunan hükümetine kabul ettirerek idarî bağımsızlığını büyük ölçüde korumuştur.
Aynaroz manastırları, denizden bakıldığında yeşillikler arasında yükselen heybetli taş yapıları ve kuleleriyle dikkat çekerken, sarp yamaçlardaki kovuklarda tamamen münzevi hayat süren târik-i dünyâların ilkel barınakları da görülmektedir. Bu kişilerin dış dünyayla ilişkileri çoğu zaman yalnızca ipli sepetler aracılığıyla sağlanan yiyecek teminiyle sınırlıdır. Manastır yaşamında keşişler tarafından yürütülemeyen işler, geçici sivil işçilere veya rahip olmayan işletmecilere kiralanmış; tarım, değirmencilik ve balıkçılık gibi faaliyetler bu şekilde sürdürülmüştür. Günümüzde keşiş sayısının ciddi biçimde azalması, geçmişte yüzlerce kişiyi barındıran manastırların işleyişini zorlaştırmaktadır.
Aynaroz’un en belirgin özelliklerinden biri, kadınların ve her türlü dişi hayvanın girişinin yasaklanmasıdır(avaton kuralı); bu yasak bazen “sakalsız” erkekleri de kapsadığı belirtilir. Bu kural, inziva yaşamını ve manevi saflığı koruma amacıyla geleneksel olarak sürdürülmüştür.
Osmanlı dönemine ait salnameler, 19. yüzyılda yaklaşık 60 civarında manastırda 3.600’ü aşkın erkek din adamının yaşadığını kaydederken çevrede keresteci, kömürcü gibi yardımcı nüfus unsurları da bulunmuştur. Bu demografik yapı, Aynaroz’u tamamen dinî temelli bir yerleşim alanı hâline getirmiştir. 20.yüzyılın sonlarına doğru keşiş sayısı azalmış, bazı manastırlarda yalnızca on-on beş kişi bulunması gibi durumlar ortaya çıkmıştır.
Aynaroz’daki yaşam, Ortodoks Hıristiyan geleneğinin ritüel disiplinleri etrafında örgütlenmiştir: aydınlık ve karanlık ayinler, oruç dönemleri, dua ve törenler günlük rutinlerdir. Manastır cemaatleri, dünyevi kaygılardan uzak bir tarzda hayatlarını sürdürürler; dinsel metinlerin korunması ve kopyalanması, ikonaların bakımı ve ibadetlerin düzenlenmesi faaliyetleri manastır yaşamının temel unsurlarıdır. Manastır yerleşimleri Bizans mimari geleneğini yansıtır; taş işçiliği, kubbeli ibadet mekânları ve manevi ikonografi bu kültürün ayırt edici özelliklerindendir. Ayrıca manastır arşivlerinde bulunan el yazmaları, ikonalar ve dinsel objeler Ortodoks sanat tarihinin değerli örneklerini teşkil eder.
Aynaroz, tarih boyunca Ortodoks Hıristiyanlığın inziva, ibadet ve manastır hayatının merkezi olarak şekillenmiş, Bizans’tan Osmanlı’ya ve modern döneme uzanan süreklilik içinde dini, sosyal ve kültürel açıdan benzersiz bir konum kazanmış kutsal bir mekândır. Bin yılı aşkın süren mistik gelenekleri, ayrıcalıklı statüsü, kadınlara giriş yasağı gibi kuralları ve zengin kültürel mirasıyla dünya dinler tarihi içinde önemli bir yer teşkil eder.
Kaynakça
- Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Cilt: 8, Hazırlata: Seyit Ali Karaman vd., YKY, İstanbul 2003.
- Eyice, S.(1991). “Aynaroz”, DİA, IV, İstanbul, ss. 267-269.
- Musa Kazım, “Aynaroz’un Tarihçesi”, Tarihi Osmanî Encümeni Mecmuası, Cilt 4, 19.Cüz, 1 Nisan 1339, ss.1194–1199.
- Temizer, A. (2012). “Kadınsız Şehir Aynaroz: Tarih, Mekân Ve Yaşam”, Studies of Ottoman Domain, II/2, ss. 1-22.
- Turgut, V.(2016). “Osmanlı Hâkimiyetinde Aynoroz Yarımdası’ndaki Kilise ve Manastırlar”, Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, IV/2, ss. 201-237.